Attacking humanity Cuma, Haz 25 2010 

En güzel Marmara… Çarşamba, Haz 23 2010 

Filistin yolcusu; Anne! herşey masmavi bir düşle başladı. Cumartesi, Haz 19 2010 

Mavi Marmara, mavi Akdeniz…Kırmızının hararetindeki Gazze’ye bu kez mavinin serinliğini götürmeye sözümüz var. 540 kişiyiz. Dünyanın her yerindeniz. İnsanlığın ortak dili varmış anne, adı insanlıkmış! Herkes hasbihalde. Sanki bayram havasında her yer, sanki Kurban Bayramı havası…

Anne! Toprağımdan ayrılıyorum karanlık bir vakitte. Sirenler dağları dövüyor Antalya’da. Ve biz karanlığa doğru yol alıyoruz sessiz sessiz. Cevdet abi de oralarda, herhâlde basın odasında.

Rotamız Filistin yükümüz insani yardım…

Anne! Kıbrıs açıklarında bir dünya kurduk. Mavinin de böylesi. Bir daha görmek nasip olur mu ki? Bizi bekleyen Defne, Gazze ve diğerleri… Gurbetten sonra vuslat gibi… Gemiler birbirine sarılıyor. Defne ve Gazze iki yaramaz çocuk. Tekrar vira bismillah viva Palestina! Denize koyuluyoruz birer birer; Gazze’ye gidiyoruz. Ardımızda beşibiryerde. Hiç olunmadığı kadar huzurlu…

Evet, bu sefer gerçekten Gazze’ye gidiyoruz ve içimde bir bayram havası, Kurban Bayramı’nın o değişik havası…

Bir annenin evlatlarını sakındığı gibi, gözümüz gibi sakındığımız gemiler seyirde. İçerisinde bin bir zahmetle toplanan yardımlar. Gazze nefes alacak. Sanki canlı bu gemiler, ses etsek ses verecek.

Ve tüm bu güzellikler ruhuma değdiğinde, heyecandan üşüyüp senin sıcaklığını özlediğimde Cevdet abi de oralarda, büyük ihtimalle basın odasında.

Anne! Saat gece 10 suları ve rotamız bilinmezlik, yükümüz insani yardım…

Çok yakınlarındayız Gazze’nin, tam 75 mil ötesinde. Göremedim henüz karayı ama hissediyorum  rüzgârlarını. Ardımızda beşibiryerde.

Ve saat gece 10 sularında, biz Akdeniz’in mavi sularında. Her zaman olduğu gibi karanlıklardan geliyor İsrail.

“Zodyaklar yaklaştı!” dediler. O ne demek ki?! “İnsansız uçaklar geçti!” dedi biri. İnsanlısı mı, insansızı mı zarar, karar veremedim. Karanlık bir bekleyiş… Sabahı bekliyorum, o günün kaderini çizseler de kurtarsalar diye bekliyorum gün ışıklarını.

Saat sabah 04.30 suları, biz Akdeniz’in mavi sularında. Gemi nefes nefese. Ezan sesi ara veriyor bilinmezliğe ve hatırlatıyor “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım!”

Anne! Secdedeyim, son kez mi değiyorum dünyaya?  Az sonra belki sonsuzluğa doğacağım. Saati sormuyorum kimseye artık. Zaman anlamsızlaştı. Ve acı siren sesleri, içimi yırtan anonslar, “Lütfen gerçek kurşun kullanmayın!” gerçek kurşun mu? Doğru ya Gazze’deki insanlar sahte kurşunla ölmüyordu. “Lütfen!” diye haykırıyor anonstaki ses, lütfen diye bir kelime var mıydı ki onların sözlüğünde!? “Yaralılar var!” “Yaralılar…” “Yaralılar….” anonsları içimi delip geçiyor Gazze’ye doğru.

Ağırlaşıyorum. İçimde her şeyden var. Korku, sakinlik, metanet, sabır, sabırsızlık, özlem, vuslat. Sizi çok özlüyorum, dünyaya soğumaya çalışıyorum. Herkes birbirinin yüzüne son kez bakıyormuş gibi. “Gemi düştü, şehitlerimiz var!..” diyor anonstaki ses ve Fatiha’yı deviriyor donmuş ruhuma.

Kendime geldiğimde saat kaç bilmiyorum, zaman zaten çoktan anlamsızlaşmış. “Artık bitti!” diyor biri, bir el ateş ediliyor enseme sanki, sırtımı tarifi imkânsız bir sıcaklık kaplıyor anne. Sanki Gazze’deki kırmızının harareti, sanki kan sıcaklığı. “Artık bitti, Cevdet’i vurdular!” “Ama Cevdet abi oradaydı az önce!..” diye çırpınıyor içim. Hani “Allah rızası için burayı boş bırakmayalım!..” diye koşturuyordu.

Saat bilmiyorum kaç; teslim olacakmışız. Can yeleği teslimiyete süngerden bir engel. Çıkarıyorum, içime sakladığım canımla teslimiyete ilerliyorum.  “Cevdet’i vurdular!” sözleri hâlâ peşimde. Ve yerde uzanmış dört beden, çoktan teslim olmuşlar sonsuzluğa. Filistin’in bayraklarına sarılmış hepsi, yüzleri örtülü sessiz, çok sessiz…ve Cevdet abi de orada. Ekran başında bakakaldığımız o görüntülerin içine düşüyorum, işte sonunda Gazze’deyim anne!

Rotamız Aşdod yükümüz insani yardım

Bir salona topluyorlar bizi ve biz hâlâ dünyanın her yerinden 540 kişiyiz! Yükümüz insani yardım, dilimiz insanlık. Güverteye yığılmış yaratıklar, her biri birer cephane! Burası başka bir dünya. Korku ülkesi, paranoyakların cehennemi, her dakika cehennem ızdırabı. Vakit çok çabuk geçse keşke ve ne olacaksa olsa, mavinin serinliği bize ulaşsa! Cevdet abi orda mısın? Anne keşke burada olsan ya da ben senin yanında olsam, kucağına uzansam. Yok olmaz, anne Rabb’den tatlı olamaz! Tam da Furkan’ın dediği gibi “Anne mi, şehadet mi …” Utanıyorum Müslümanlığımdan. İçimde her duygudan var. Ağırlaşıyorum…

Camdan bakıyorum; sayısız hücumbot, savaş gemisi, helikopterler. Bir filmin içinde miyim neyim?! Üzerinde seyir hâlinde olduğumuz Akdeniz değil miydi? Hayat baştan aşağı bir film miydi ve gerçeğe mi bu yolculuk?! Cevdet abi sen şimdi gerçekten mi….? Sen şimdi bizden daha mı gerçeksin?

Gemiden çekip çıkarıyorlar, dışarıda büyük bir kalabalık ve Aşdod’dayım anne. Sanki ilk kez insan görüyorlar. Ben ilk kez İsrailli görüyorum. Yanımda iki ufaklık, onlar askermiş meğer.  “Neden benden korkuyorsunuz?” diyorum. “Bilmiyorum.” diyor küçük asker. İsrail! Kendini de zehirleyensin!..

Rotamız hapishane yükümüz insani yardım

İlk defa bir cezaevi aracına binip ilk defa bir hapishaneye gidiyorum. Ölüm, kan, kaçırılma, kelepçeler, hapishane ve her acıdan birer lokma. İsrail’le tanışmaklığım devam ediyor. Herkes nerede, esenlik nerede? Burası bambaşka bir yer anne, burası dünyadan değil!

Rotamız Türkiye yükümüz insani yardım

Gazze orada, insanlar meydanlarda, ben İsrail işgalindeyim. Anavatana dönecekmişiz, hâlâ 540 kişiyiz! Defne, Gazze, Mavi Marmara ve diğerleri rehin. Filistin’i taşıyorum hücrelerimde, herkes bana Filistin gibi görünüyor. Mavi Marmara’yı özlüyorum, mavinin serinliğini…

Anne ben döndüm toprağıma ama Gazze orada kaldı. Binlerce annem karşıladı beni, binlerce babam. Herkes bana Filistinmişim gibi bakıyor, alnımdan öpüyor bildiğim bilmediğim. Ağırlığımı yaslıyorum kalabalığa, kalabalıklar beni tutuyor, hafifliyorum içimde bir duygudan var, kırmızının hararetini özlüyorum. Hiç bitmesin bu kalabalık anne, beni hiç bırakmasınlar, Filistin’i de!..

 

 

 

Ve Rotamız Filistin yükümüz insani yardım

Anne! Eğer Gazze’ye ulaşsaydık, insanlarının ihtiyaçları karşılanacak, hastaları tedavi edilecek, İsrail saldırıları ile yerle bir olan okul, hastane ve sağlık merkezleri yeniden inşa edilecekti. Yetimlerin resmini çekecektim sana göstermek için. Cevdet abi de…

Anne! İçimde tek bir şey kaldı. Gazze’ye yine kırmızı ulaştı.

Güle güle Hanin, güle güle… Cuma, Haz 18 2010 

Gemideki kahramanlardan biri de Bayan Hanin’di. Bizim yanımızda olması, her şeyden vazgeçerek Filistin için orada olması anlamına geliyordu. Sözünü her zaman dik ve kararlı bir şekilde söyledi.

İlk olarak Antalya’da otelin lobisinde gördüm kendisini. “Gemide misin?” diye sordu. “Evet” dedim. Kendisine sordum, o da “Evet” dedi. Kim olduğunu bilmiyordum o vakit…

Zaman zaman işgal topraklarında yaşayan, İsrail kurumlarında çalışan Filistinlileri eleştiririz. Ama inanın onların işi dışarıdakilerden çok daha zor ve Bayan Hanin gibi olanlar çok ciddi bir mücadele veriyorlar.

Sabah 4’teki baskından sonra, Aşdod’a ulaşmamız saatler sürmüştü. Bayan Hanin, saatler süren bu yolculukta fedakarlığı ile, İbranice bilmesi ve milletvekili oluşu ile tepeden tırnağa silahlı İsrail askerleri ile yolcuların ihtiyaçları vb. konular için müzakerelerde bulunuyordu. İsrail askerleri tepeden tırnağa silahlıydı, ayakkabılarının üstünde bile kurşun geçirmez muhafazalar vardı.

Gemimiz Aşdod’a yaklaştı… İsrail’e geldik, dışarıda çocuk askerler… Teker teker yolcuları dışarıya çıkarıyorlar. Bu nakliye saatler sürecek… Hanin’e geliyor sıra… Gemide bir alkış tufanı, bayanlar alkışla, elleri kelepçeli olan erkekler ıslıkları ile uğurluyorlar Hanin’i… Güle güle Hanin, güle güle…

Salı, Haz 15 2010 

3 Haziran yani Türkiye’ye döndüğümüz günden beri yaşadıklarım hakkında bir şey yazamıyorum. Sanki klavye ve kalem bana yabancılaştı. Şimdilik yaşadıklarım kelimelerle ağzımdan dökülüyor o kadar, kağıtta görmek istemiyorum…

Paçalı güvercin Salı, Haz 15 2010 

Mavi Marmara’nın bir misafiri de paçalı güvercindi… Paçalı beyaz güvercin Mavi Marmara’dan uğurlamaya gelenleri seyrediyor, göklerden haberler getiriyor…

Bir şehidin seyir defteri Cumartesi, Haz 12 2010 

Bu seyir defteri (http://www.ihh.org.tr/seyirdefteri/tr/), Mavi Marmara’nın yolcularından Cevdet Kılıçlar tarafından açılmıştı.

Sarayburnu’nda başlayan ve Gazze’de sonlanacağı beklenen yolculuğu, an be an yazıyordu Cevdet Bey.

Günlükteki ilk notlarına bakıyorum. Kaleminden şu satırlar dökülüyor:

“Aylardır sürdürülen yoğun çalışmalarda nihayet son noktaya geldik. Binlerce gönüldaşımızın katılımı ile Filistin’e doğru yola koyulduk. Son nokta diyorum, çünkü önemli olan yola çıkmaktı ve biz bunu başardık. Allah’ın izni ile son durağımız Gazze olacak.”

Cevdet Bey, Mavi Marmara’nın denize süzüldüğü ilk andan o meşum saldırıya kadar Gazze’yi taşıdı içinde. Gazze’yi, Filistin’i düşledi. Gemide bir an boş durmadı. Basın mensuplarının dünyaya açılan kapısının, basın odasının kaptanıydı. Her zaman görev başındaydı… Ve yine görev başındayken, fotoğraf çekerken, İsrail askerleri tarafından vuruldu.

Yine Sarayburnu’ndaki uğurlamanın Cevdet Bey’de bıraktığı izlerden bir not:

“Kudüs’ün bekçisi Raid Salah konuşuyor, insanlar ağlıyor. İHH Başkanı Bülent Yıldırım konuşuyor, insanlar ağlıyor. Hani öyleki denize gerek yok bu gözyaşlarını takip etsek Gazze’yi buluruz gibi geliyor.”

Şüphesiz Cevdet, Gazze’yi buldu… O Rabbine kavuştu, Gazze için, Filistin için şehit oldu. Şimdi rabbimizin katında rızıklandırılmakta. Cennet taamlarının tadına bakmakta…

Bir gün akşam olur biz de gideriz Perşembe, Haz 10 2010 

Hamdolsun rabbimiz orada olmayı nasip etti. Gözlerimiz  şahit oldu… Arkadaşlarımız şehit oldu…

Daha sizlerle paylaşacak çok şeyimiz, saldırıdan önce fotoğraf makinelerimizde yerini alan unutulmaz karelerimiz vardı…

Yazacağım, paylaşacağım… Ancak henüz hazır hissetmiyorum. Blogda yazan diğer arkadaşlarımın ne düşündüğünü bilmiyorum.

Şehitlerimizi uğurladık, ailelerine sabırlar diliyorum.

Cevdet Bey ile sürekli beraberdik. Vefatından önceki son görüntülerini ben çektim sanırım. Çok güzel bir şehadeti oldu, şahit olduk, kabul et Allah’ım.

Mavi Marmara’dayım. Halka geniş. Ortada Ömer Karaoğlu:

Bir gün akşam olur biz de gideriz

Kalır dudaklarda şarkımız bizim

İslam’ın gülen yüzü Cumartesi, May 29 2010 

Peter, geminin İngiliz yolcularından. Yeni yepyeni bir Müslüman. İslamiyet’i seçti, İslam’la şereflendi. İslamiyet’i seçişinde Ocak ayındaki karayolu konvoyunun etkisi olmuş.

Filistin’e Yol Açık konvoyunda tanıştığı bir Müslüman arkadaşından oldukça etkilenmiş. Bahsi geçen arkadaşın güzel ahlakı ve örnek davranışları Peter için yol gösterici olmuş. Konvoy sonrasında, filo organizasyonundan önce İstanbul’da geçirdiği zaman da kararında etkili. Geminin en temiz ve güleryüzlü simalarından Peter…

Gaza Kafe Cumartesi, May 29 2010 

Gaza Kafe’den selamlar

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »